Sahi ben bir kac ay once Ingiltere Dil Okulu macerami yazmaya baslamistim dimi? Uzerinden 2 aydan fazla zaman gecti ama gec oldu guc olmadi, yazinin devami simdi geldi. :) Birinci bolumu okumadiysaniz sizi suraya alalim.

Yazinin birinci kisminda bahsettigim gibi, bir arkadasimin “ben de senin yanina geleyim” istegi yuzunden daha ulkeye adimimi atmadan bir ailenin evinden kibarca kovulmustum. Aslinda bu olay benim icin gayet de hayirli olmustu zira ikinci bulunan ev hem okula 25 dk yurume mesafesinde hem de cok merkezi bir yerdeydi. Havaalanindaki bavul krizini atlatip, dogru treni bulup, Brighton tren garinda taksi bekleyen insan sayisinin coklugu konusundaki soklarimi da sirasiyla atlatinca, beyaz kapili, sirin mi sirin, tam karsisinda Turk Marketi olan evime taksici sayesinde ulastirilmistim.

Brighton'da Turk Marketi
Brighton’da Turk Marketi

Sag olsun taksici amca beni orada oylece birakip gitmedi. Sayesinde soguk bir Temmuz gununde “hangi ev acaba” diye butun urkekligimle ortada bos bos dolasmadim. Kendisi kapiyi buldu, zili caldi ve dogru eve geldigimden emin olup oyle gitti.

Kapiyi acan kisi 80 yaslarinda, Barbara adinda, yurumeye dahi enerjisi olamayacak kadar yasli bir teyzeydi. 3 katli ama kucuk olan evinin ilk ve orta katinda kendisi yasiyor, ucuncu katindaki 2 odayi da ogrencilere kiraya veriyordu. Ilk gittigimde yan odamda Arap bir cocuk kaliyordu. Kendisi benden daha deneyimli oldugu icin yarim yamalak Ingilizcesiyle, yine yarim yamalak Ingilizce biliyor olan bana bir seyler anlatmaya calisiyordu ve ben tabii ki ne anlattigini anlamiyordum. Hos geldin bes gittim faslindan sonra odama gecip “ee simdi n’olcak?” sorusunu sordum kendime. Resmen zaman durdu ve ben dunyanin obur ucunda, tanidigim herkesten binlerce km. uzakliktaki bi odada salak gibi kalakaldim. Dramatize edip abarttigimi dusunmeyin lutfen, o an icin hissettiklerim de tam da boyleydi. “simdi n’olcak?”, “neden geldim ki ben buraya?”, “yemisim okulunu yeaa” vs.

Ev sahibim Barbara teyze
Ev sahibim Barbara teyze

Durum boyle olunca ilk gece pek uyuyamadim. Yeni ev, yeni ulke, yeni mevsim… Antalya’nin Temmuz sicagindan Brighton’in Temmuz soguguna gitmek bile basli basina buyuk bir degisiklikti benim icin. Gunesin saat aksam 10’a kadar batmadigi bir sehir… Butun bunlarin yaninda bir taraftan da kafamdaki “annem su an ne yapiyor acaba :(” sorusu icimi yiyip bitiriyordu. Evet, yanlis okumadiniz. Brighton’a gittigim ilk gun kafamda donup duran sorularin en buyugu “annem su an ne yapiyor acaba :(“ idi. Ertesi gun sabah 5’te uyanip 9’a kadar dukkanlarin acilmasini bekledim, hemen bir sim card aldim ve ilk is olarak annemi arayip o an ne yaptigini sordum. Artik hayirli evlat mi dersiniz ana kuzusu mu dersiniz orasini size birakiyorum. :)

Okulun ilk gunu sudan cikmis balik gibiydim. Seviye tespit sinavi yaptilar, “pre-intermediate”sin dediler bana. Sasirdim cunku ben baslangic seviyesi bekliyordum. Demek ki dinledigim tum o yabanci sarkilar bu sekilde geri donus saglamisti bana. :)

Yazinin birinci bolumunde de bahsettigim gibi ilk gun okul bize kisa bir yuruyus turu yaptirmisti sehir merkezinde. O sirada herkes nerede ne var, neyi nereden alabilirler derdindeyken ben dil okuluna iki arkadas olarak gelip surekli Ispanyolca konusan Ispanyollari kiskanmakla mesguldum. Kiskanma sebebim dil okuluna iki kisi gelmeleri ve o an benim gibi yalniz olmamalariydi. Hayir bide Turkce konusan kimseyi duymuyorum etrafimda, duysam gidip iki cift laf edicem.

Velhasil kelam, Brighton’daki ilk gunlerim buyuk bir saskinlik ve Ingiltere’de olmanin tadini cikarmama izin veremeyecek boyuttaki endiselerle gecti. Ben ettim siz etmeyin, bu travmalari cabuk atlatin ve o an bulundugunuz yerin tadini cikarmaya hemen baslayin. Is isten gecince pisman olmak bir ise yaramiyor. :(

Yazinin 3. bolumunde okulda aldigim egitimden, nasil Ingilizce ogrenmeye calistigimdan ve bir garip “speaking” hocamizdan bahsedicem.

3 YORUMLAR

CEVAP VER